top of page
Law_edited.jpg

Yoksulluk Nafakası'nda Yeni Dönem

5 Eki
3 dakikada okunur

Anayasa Mahkemesi’nin 30.09.2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan kararıyla, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 175. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “süresiz olarak” ibaresi iptal edilmiştir.


Söz konusu karar, boşanmanın mali sonuçlarından biri olan yoksulluk nafakası bakımından önemli bir değişiklik meydana getirmektedir. Ancak kararın, yoksulluk nafakasının Türk hukukundan tamamen çıkarılması şeklinde değerlendirilmesi doğru değildir. Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen, yoksulluk nafakası kurumu değil; nafakanın süresiz olarak talep edilebilmesine imkân sağlayan ibaredir.


Yoksulluk nafakasının herhangi bir süre sınırına tabi olmaksızın talep edilebilmesi, uzun süredir gerek öğretide gerekse uygulamada tartışılan konuların başında gelmektedir. Nafakanın belirli bir süreyle sınırlandırılması gerektiği yönündeki görüşlerin yanında, boşanma sonrasında ekonomik bakımdan güç durumda kalan eşin korunması çerçevesinde mevcut sistemin devam etmesi gerektiğini savunan görüşler de bulunmaktadır.


Anayasa Mahkemesi’nin son kararı, bu tartışmalar bakımından yeni bir hukuki dönem başlatmıştır. Kararın ortaya çıkardığı sonuçların anlaşılabilmesi için öncelikle mevcut yasal düzenlemenin ve TMK m. 175 ile m. 176 arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi gerekir.


I. YOKSULLUK NAFAKASININ YASAL ÇERÇEVESİ

4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 175. maddesinin birinci fıkrasında;

“Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir.”

hükmü yer almaktadır.


Maddenin ikinci fıkrasında ise nafaka yükümlüsünün kusurunun aranmayacağı açıkça belirtilmiştir.

Bu düzenleme ile boşanma nedeniyle ekonomik açıdan yoksulluğa düşecek eşin korunması amaçlanmış ve belirli şartların varlığı hâlinde diğer eşten yoksulluk nafakası talep edilebilmesine imkân tanınmıştır.


Bununla birlikte, maddenin mevcut hâlinde yer alan “süresiz olarak” ibaresi, yoksulluk nafakasının her durumda ve hiçbir koşula bağlı olmaksızın ömür boyu devam edeceği anlamına gelmemektedir.

Zira Türk Medenî Kanunu’nun 176. maddesinde, yoksulluk nafakasının sona ermesine, kaldırılmasına veya miktarının değiştirilmesine ilişkin hükümler bulunmaktadır.


Buna göre, irat biçiminde ödenmesine karar verilen nafaka, nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi veya taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden sona ermektedir.

Bunun yanında nafaka alacaklısının evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması veya haysiyetsiz hayat sürmesi durumunda nafaka mahkeme kararıyla kaldırılabilmektedir.

Tarafların mali durumlarında meydana gelen değişiklikler veya hakkaniyetin gerektirdiği hâller de nafaka miktarının yeniden belirlenmesine imkân vermektedir. Bu kapsamda nafakanın artırılmasına veya azaltılmasına karar verilebilmektedir.


Dolayısıyla mevcut sistemde dahi yoksulluk nafakası mutlak ve değişmez bir hak niteliğinde değildir. Nafakanın devamını etkileyen koşullar, TMK m. 176 kapsamında ayrıca değerlendirilmektedir.


II. ANAYASA MAHKEMESİ’NİN İPTAL KARARININ KAPSAMI

Anayasa Mahkemesi’nin kararının en önemli yönü, yoksulluk nafakasının kendisini ortadan kaldırmamış olmasıdır.

İptal edilen düzenleme, TMK m. 175’in birinci fıkrasında bulunan “süresiz olarak” ibaresidir.


Dolayısıyla karar sonrasında “yoksulluk nafakası kaldırıldı” şeklinde bir değerlendirme yapılması hukuki açıdan isabetli olmayacaktır.

Anayasa Mahkemesi’nin müdahalesi, nafakanın varlığına değil, süresine ilişkin mevcut kanuni düzenlemeye yöneliktir. Başka bir ifadeyle yoksulluk nafakası kurumu varlığını sürdürmekte; ancak nafakanın süresiz olarak talep edilmesine ilişkin mevcut sistem sona ermektedir.


Bu nedenle bundan sonraki süreçte asıl mesele, yoksulluk nafakasının hangi koşullarda ve ne kadar süreyle ödeneceğinin kanun koyucu tarafından yeniden belirlenmesidir.


III. İPTAL HÜKMÜNÜN YÜRÜRLÜĞE GİRMESİ

Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararının bir diğer önemli sonucu, hükmün derhâl yürürlüğe girmeyecek olmasıdır.

İptal hükmü 30 Haziran 2027 tarihinde yürürlüğe girecektir.


Bu süre içerisinde yasama organının, iptal edilen ibarenin meydana getireceği hukuki boşluğu giderecek yeni bir düzenleme yapması gerekecektir. Bu düzenlemede özellikle nafakanın süresinin hangi ölçütlere göre belirleneceği, hangi hâllerde sona ereceği ve nafaka miktarının belirlenmesinde hangi kriterlerin dikkate alınacağı önem taşıyacaktır.


Yeni düzenlemenin, hukuk devleti ilkesinin gereği olarak açık, anlaşılır ve öngörülebilir olması da ayrıca önem arz etmektedir.


IV. DEVAM EDEN DAVALAR BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME

İptal kararının uygulamadaki en önemli sonuçlarından biri, kararın derdest ve yeni açılacak davalara nasıl yansıyacağı meselesidir.


İptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihe kadar mevcut düzenleme uygulanmaya devam edecektir. Ancak 30 Haziran 2027 sonrasında uygulanacak yeni sistemin, hangi koşullarda uygulanacağı; yapılacak yasal düzenlemenin kapsamına göre belirlenecektir.


Bu nedenle Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararından hareketle, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 9 ay içerisinde yapacağı düzenlemeler ışığında 30 Haziran 2027 tarihinden sonra devam eden davalar da dahil olmak üzere, belirlenecek yasal düzenlemeler uygulanacaktır.


V. KESİNLEŞMİŞ NAFAKA KARARLARI BAKIMINDAN DURUM

Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararının daha önce verilmiş ve kesinleşmiş yoksulluk nafakası kararları üzerindeki etkisi de ayrıca değerlendirilmelidir.


İptal kararının, yalnızca TMK m. 175’te yer alan “süresiz olarak” ibaresinin iptal edilmiş olması nedeniyle daha önce verilmiş ve kesinleşmiş nafaka kararlarına etkisi yoktur. Başka bir ifadeyle; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararının yürürlüğe girmesinden önce verilmiş ve kesinleşmiş yoksulluk nafakasına ilişkin kararlar; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından etkilenmeyecek olup; ancak TMK m. 176 uyarınca kendiliğinden yahut koşulları varsa mahkeme kararıyla kaldırılabilecektir.

Av. Artunç USLUOĞLU


Yorumlar


bottom of page